Oğuz Esen Resmi Fan Clup İndir-Dinle 2011

Biz Efendimiz'e Borçluyuz...

Aşağa gitmek

ikon1 Biz Efendimiz'e Borçluyuz...

Mesaj tarafından Mc Zindan Ankara Style Bir Salı Mayıs 18, 2010 2:14 pm

Her fırsatta, Peygamber Efendimiz'e (aleyhissalatu vesselam) salât u
selam getirmemiz ona karşı vefamızın gereğidir. Çünkü salât u
selamlarla onu her anışımız, hem onun peygamberliğini bir tebrik, hem
getirdiği saadet-i ebediye müjdesine karşı bir teşekkür ve hem de
bildirdiği fermanlara itaatimizi ve biatımızı yenilememiz manasına
gelmektedir.

Evet, Efendiler Efendisi'ne salât u selam okumakla, ahd-ü peymanımızı
yenilemiş, ümmeti arasına bizi de dâhil etmesi isteği ile kendisine
müracaat etmiş oluyoruz. "Seni andık, Seni düşündük; Allah Teala'ya
Senin kadrini yüceltmesi için dua ve dilekte bulunduk." demiş ve
"Dahîlek ya Resûlallah - Bizi de nurlu halkana al ey Allah'ın
Resûlü!.." talebimizi tekrar ederek onun engin şefkat ve şefaatine
sığınmış oluyoruz. Dolayısıyla, salât u selama Efendimiz'den daha çok
biz muhtaç bulunuyoruz. Ona müracaatımızla mevcudiyetini, büyüklüğünü
kabullenmiş ve küçüklüğümüzü, hiçliğimizi ilan etmiş; aczimiz ve
fakrımızla beraber, şiddetli ve çok büyük bir günün endişesiyle melce
ve mencâ olarak Resûl-i Ekrem'e dehâlet etmiş, arz-ı ihtiyaç ve arz-ı
halde bulunmuş oluyoruz.
Bildiğiniz gibi, "salât", tebrik, dua, istiğfar, rahmet gibi anlamlara
gelmektedir. Salât kelimesinin çoğulu "salavât" gelir. Kur'ân-ı
Kerim'de şöyle buyurulur: "Allah ve O'nun melekleri Peygamber'e hep
salât ederler. Ey mü'minler, siz de Ona salât (ve dua) edin ve
samimiyetle selam verin." (Ahzab, 33/56) Bu âyeti kerimeyle,
Peygamberimiz'e salât ve selamlar getirerek hürmetlerini arz etmek her
Müslüman'ın yapması gerekli olan bir görevdir. Her Müslüman en azından
"Allahümme salli alâ Muhammed - Allah'ım rahmet ve bereketin Efendimiz
Hazreti Muhammed üzerine olsun." diyerek salât getirmek
mecburiyetindedir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Yanında benim adım anılıp da bana salât
getirmeyen kişinin burnu sürtülsün, hakarete uğrasın." buyurmuştur.
Bununla beraber, Peygamberimiz'in ismi her işitildiğinde veya
anıldığında salât getirilip getirilmeyeceği hususunda; bazı âlimler,
"Bir yerde, Hz. Peygamber'in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa
salât edilmesi yeterlidir." derken, âlimlerin çoğunluğu ise,
"Efendimiz'in mübarek adı her anıldığında salât u selam getirilmesi
gereklidir." demiştir. Bazıları, insanın, ömründe bir kere salât u
selam getirmesinin vâcib olduğunu söylerken, İmam Şâfi gibi kimseler de
nâm-ı celil-i Muhammedî ne zaman anılırsa anılsın hemen salât u selamla
O'na senâda bulunmak gerektiği kanaatindedirler.
Nitekim hadis ilmiyle uğraşanlar, hadisleri rivayet ederken, O'nun adı
ne kadar çok anılırsa anılsın, her anılışında, "Sallallahu aleyhi ve
sellem" diyerek hürmet ve vefalarını ifade etmişlerdir. Hatta bazı
yerlerde, ezanda Efendimiz'in ism-i şerifi de anıldığı, "Eşhedu enne
Muhammeden Resûlullah" dendiği için, ezandan sonra da salât u selam
okuna gelmiştir. Erzurum da bu yerlerden birisidir. Orada da, ezanı
müteakip "es-Salâtu ve's-selamu aleyke ya Resûlallah, es-salâtu
ve's-selamu aleyke ya Habîballah, es-salâtu ve's-selamu aleyke ya
hateme'n-nebiyyîne" şeklinde salât okurlar. Aslında, ezan kelimelerinin
içinde böyle bir salât u selam yoktur, fakat bir vefa borcu olarak
söylerler.
O'nun caddesİnden başka yol yok
Evet, salât u selam meselesine bir vefa borcu nazarıyla bakmak lazım.
Biz Efendimiz'e karşı borçluyuz. Allah, bazılarımız için ağır
gelebilecek şekilde her an o borcu ödüyor olma şuuru içinde bulunmakla
bizi mükellef kılmamış. Hayatımızın her saniyesinde O'nu hatırlıyor
olma, O'na hiç durmadan salât u selam getirme teklifinde bulunmamış.
Fakat biz zaten O'nun getirdiği dinin hükümlerine riayet ettiğimizde
bir yönüyle O'na karşı medyuniyetimizi de sürekli ve fasılasız dile
getirmiş oluyoruz.
Günde beş defa minarelerimizden olduğu gibi gönüllerimizden de yükselen ezanımızı düşünün.. her namaza yürüyüşümüzde,
"Gök nûra gark olur nice yüz bin minareden,
Şehbâl açınca rûh-u revân-ı Muhammedî;
Ervah cümleten görür "Allahu Ekber"i,
Aks eyleyince arşa lisân-ı Muhammedî." (Yahya Kemâl)
sözlerinin hakikatini seslendiriyor ve önce ezanla vefamızı ilan
ediyoruz. Zât-ı Ulûhiyet'in yanında Efendimiz'in nâm-ı celîlini de
anıyoruz. "Lâ ilahe illallah"ın, "Muhammedün Resûlullah"tan
ayrılamayacağını, şehadetin ancak ikisini beraber söylemekle
gerçekleşmiş olacağını gösteriyoruz. Üstad Hazretleri'nin de
Mektubât'ta belirttiği gibi, kelime-i şehadetin iki kelâmının
birbirinden ayrılamayacağını, onların birbirini tazammun ve isbat
ettiğini, biri birisiz olmayacağını ifade ediyoruz. Evet, madem
Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselâm) Hâtemü'l-Enbiya'dır, bütün
enbiyanın vârisidir. Elbette O, bütün vusûl yollarının başındadır.
O'nun cadde-i kübrâsından hariç hakikat ve necat yolu olamaz. Umum
ehl-i marifetin ve tahkikin imamları, Sadi-i Şirazî gibi derler: "Ey
Sâdî! Muhammed'i (sallallahu aleyhi ve sellem) örnek almadan bir
kimsenin selâmet ve safâ yolunu bulması imkânsızdır."
Özetle:
1 - Salât u selamlarla Efendimiz'i her anışımız, hem
peygamberliğini bir tebrik, hem getirdiği müjdeye bir teşekkür ve hem
de bildirdiği fermanlara itaatimizi bildirme manasına gelmektedir.
2 - Salât u selama Efendimiz'den daha çok biz muhtacız. Ona
müracaatımızla büyüklüğünü kabullenerek, aczimiz ve fakrımızla beraber
arz-ı halde bulunmuş oluyoruz.
3 - Zât-ı Ulûhiyet'in yanında Efendimiz'i de anıyoruz. "Lâ ilahe
illallah"ın, "Muhammedün Resûlullah"tan ayrılamayacağını, şehadetin
ancak ikisini söylemekle gerçekleşeceğini gösteriyoruz.




avatar
Mc Zindan Ankara Style
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 3104
Aktiflik Puanı : 11145
Kayıt tarihi : 26/11/09
Yaş : 26
Nerden : ankara

http://www.amasyateknoloji.tk

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz