Oğuz Esen Resmi Fan Clup İndir-Dinle 2011

Peygamberimiz Kur’an’ı Nasıl Okurdu?

Aşağa gitmek

ikon1 Peygamberimiz Kur’an’ı Nasıl Okurdu?

Mesaj tarafından Mc Zindan Ankara Style Bir Salı Mayıs 18, 2010 2:12 pm

Efendimiz (a.s.m.) Kur’an’ı sahabelerine okurken kelimelerin ve
ayetlerin manalarına dikkat çeker, ayetlerin verdiği mesajı anlatmaya
çalışırdı. İslam âlimleri de Kur’an’ın her ayetini düşünerek, ondan
ibret ve dersler çıkararak okurlardı. Acaba bizler de Kur’an’ı gerçek
anlamıyla okuyabiliyor muyuz?

Kur’an-ı Kerim’le ilk defa Efendimiz (a.s.m.) muhatap olduğu gibi, ilk
defa da o okumuştu. Ama asıl olarak Peygamberimize (a.s.m.) Kur’an’ı
okumasını öğreten Yüce Rabb’imizdir. Peygamberimiz (a.s.m.) Kur’an’ı
sadece okumakla emrolunmamış, okutmak ve insanlara öğretmekle de
görevlendirilmişti. Bu görevini ayet şöyle bildiriyor:
“Kur’an’ı Biz sure sure, ayet ayet ayırdık ki, insanlara fasılalar
halinde okuyasın ve anlayıp öğrenmeleri kolaylaşsın.” (İsrâ Suresi, 106)

Bunun için Kur’an bir kalp ve gönül rahatlığı içinde huşû ile okunmalı,
okurken ayetlerin mana derinliğini düşünmeye çalışmalı ki istifade ve
hissemiz fazla olsun.

Rabb’imiz de Kur’an’ın bu şekilde okunmasını emrediyor:
“Onlar Kur’an’ın manasını düşünerek okumazlar mı?” (Nisâ Suresi, 82)
“Sana indirdiğimiz şu kitap çok mübarektir. Akıl sahipleri onun ayetlerini düşünsünler, ondan öğüt alsınlar.” (Sâd Suresi, 29)
Kur’an okumayı büyük bir zevk haline getiren âlimler, Kur’an’ın her
ayetini düşünerek, ondan ibret ve dersler çıkararak okurlardı. Bu
zatlar aynı zamanda bir sünneti de yerine getiriyorlardı.
Hz. Ebu Zer’in rivayetine göre Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir gece sabaha kadar şu ayeti tekrar etti:
“Ey Rabb’im, eğer Sen onları azabına çarptırırsan, onlar Sen’in
kullarındır. Şayet bağışlarsan, muhakkak Sen hükmü her şeye galip, her
şeyi hikmetle yapansın.” (Maide Suresi, 118)

Ashab-ı Kiram’dan bazı zatlar, kendilerine tesir eden ayetleri sık sık
tekrarlar, saatlerce üzerinde düşünürlerdi. Bu hususta Elmalılı Hamdi
Yazır şöyle der:
“Ehl-i Kur’an, Kur’an’ı bir eğlence gibi okumaz. Elfazını
(kelimelerini), maânisini (manalarını), ahkâmını (hükümlerini) cidden
gözete gözete dikkatli, saygılı ve devamlı bir surette ve
bilmediklerini, anlamadıklarını ehlinden sora sora, hüsn-ü niyetle,
temiz kalp, temiz ağızla okurlar. Gelişigüzel, baştankara bir eğlence
gibi okumazlar. Şarkı, gazel, roman, hikâye yerine koymazlar. Kemal-i
hürmet ve edeple okurlar.”

Kur’an’ın gerçek muhatabı kimdir?
Kur’an-ı Kerim’i okuyan kimse kendisini Kur’an’a tam bir muhatap olarak
görmelidir. Anlayarak, anladıklarını düşünerek okumaya başladığı için
de, her emir ve nehyin doğrudan kendisini ilgilendirdiğini bilmelidir.
Sahabe-i Kiram’dan Hz. İkrime, Kur’an’ı öyle bir şuur içinde okurdu ki,
“Bu benim Rabb’imin kelamıdır, bu benim Rabb’imin kelamıdır” der,
Rabb’ine muhatap olmanın hazzını yaşardı.

Kur’an okurken geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerin başından geçenlerden
ibret almalıdır. Peygamberlerin türlü sıkıntı ve meşakkatler karşısında
gösterdikleri o fevkalede sabır ve metaneti örnek alarak dersler
çıkarmalıdır.
Peygamberimiz (a.s.m.) her haliyle bir insandı şüphesiz. Çocuk oldu,
genç oldu ve nihayet yaşı kemale erdi. Ama onu yaşlandıran unsurlar
başkaydı. O’nun (a.s.m.) üzerinde yaşlılık izlerinin sebebi ayrıydı.
Hayat yükü, dünya meşgalesi, iş, güç ve aile derdi değildi. O Kur’an’ın
gerçek muhatabıydı. Kur’an onun ruhuna ve kalbine öyle işliyor, öyle
tesirler vücuda getiriyordu, onu öyle bir hâle sevk ediyordu ki, vücut
çizgilerini değiştiriyordu.

Bir seferinde Hz. Ebu Bekir (r.a.), Resulullah’a (a.s.m.) sordu:
“Ya Resulallah, yaşlandınız.”
Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdular:
“Hûd Suresi, el-Vâkıâ, ve’l-Murselâtü, Amme yetesâelûne ve İze’ş-şemsu
kuvvirat sureleri beni yaşlandırdı.” (Tirmizî, et-Tâc, 4:251;
Kenzü’l-Ummâl, 1:573)
Bu sureler kıyametin dehşetini, azametini ve kâinatın alacağı o korkunç
şekli anlatıyordu. Kur’an’ın ifadesiyle “Çocukları ihtiyarlatan o gün”
(Müzzemmil Suresi, 17) kıyamet günüydü.
İşte, Efendimiz (a.s.m.) okuduğu bu ayetlerin manalarını ruhunda hissediyor ve “Bunlar beni yaşlandırdı” diyordu.

Ayetlerin öteye yönelik mesajları
Efendimiz (a.s.m.) sahabilerin nazarını sürekli olarak ayetlerin manalarına çeker, İlahî maksatları idrak etmeye teşvik ederdi.
Ebu Hüreyre anlatıyor:
Resulullah (a.s.m) “O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir” (Zilzâl Suresi, 4) mealindeki ayeti okudu ve:
“Onun haberleri nedir, biliyor musunuz?” diye sordu.
Sahabiler, “Allah ve Resulü en iyisini bilir” dediler.
Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:
“Yeryüzünün haberleri, sırtı üstünde işlediklerine dair erkek ve kadın
her kul hakkında şahitlik etmesidir ki, ‘falan gün falan ve falan işi
yaptı’ diyecektir. İşte yeryüzünün haberleri budur.” (Tirmizî,
Tefsirü’l-Kur’an: 86)
Efendimiz (a.s.m.), sahabelerin dikkatlerini kıyamete, kıyametin
dehşetine, kıyametten sonra insanın başına gelecek hadiselere
çekiyordu. Asıl haberin, gerçek haberin nelerden ibaret olduğu, insanın
başına gelecek bu olaylara nasıl hazırlanması gerektiğini bildiriyordu.

Hz. Âişe anlatıyor:
Resulullah (a.s.m.) Ay’a baktı ve “Ey Âişe!” buyurdu, “Bunun şerrinden
Allah’a sığın. Çünkü o karanlığı çöktüğü zaman kapkaranlık olandır.”
(Felak Suresi’nin üçüncü ayetini anlatıyor.) (Tirmizî,
Tefsirü’l-Kur’an: 92)
Bizim gibi Efendimiz (a.s.m.) de Ay’a bakıyordu. Fakat onun Ay’a
bakışı, her bakışında olduğu gibi farklıydı. Ay’ın parlak ve güzel bir
şekilde duruşunun bir gün gelip biteceğini, perdeleneceğini,
kararacağını, her fani varlık gibi fonksiyonunu kaybedeceğini
bildiriyordu. Çünkü Ay da kıyametin dehşeti karşısında varlığını ve
güzelliğini koruyamayacaktır.

Sahabe-i Kiram her vesileyle, her seferinde, her fırsatta
Peygamberimizden (a.s.m.) Kur’an’la ilgili bir şey öğrenmeye gayret
ediyor, öğrendikleri her yeni hakikati anında hayatlarına
geçiriyorlardı. Onların merakı, onların önceliği, onların öne çıkardığı
ve onların üzerinde durdukları meseleler hep Kur’an çerçevesinde,
Kur’an ölçüsünde ve Kur’an çizgisindeydi.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir vesilesini bulur, birer özel
öğrencileri olan sahabelerine Kur’an hakikatlerini ders verirdi. Bir
hediye gelse dahi o hediyenin arkasındaki asıl manayı ve güzelliği
anlatırdı. Bir seferinde kendilerine bir hurma getirilmişti. Bakınız,
bu hurmadan müminleri nasıl tarif ediyordu.

Rivayeti Enes b. Mâlik anlatıyor:
Resulullah’a (a.s.m.) hurma ağacından yapılmış bir kap içinde taze
hurma getirildi. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m) “Kelime-i Tevhid’i
Allah nasıl hoş bir ağaca benzetmiştir ki, onun kökü sabit, dalı ise
semadadır. O güzel ağaç Rabb’inin izniyle her an meyvesini verir”
mealindeki ayeti okudu ve “Bu hurma ağacıdır” buyurdu.
“İnkâr sözü ise kökü yerden koparılmış kötü bir ağaca benzer ki
kökleşip tutunacağı bir yer yoktur” mealindeki ayeti okudu ve “Bu da
Ebu Cehil karpuzudur (acı dülek)” buyurdu. (Tirmizî,
Tefsirü’l-Kur’an:15.)

Ayetlerin ardındaki önemli sırlar
Yasin-i Şerif’i çeşitli zamanlarda, özellikle cuma günleri okuyoruz.
Çok zaman üzerinde, manalarını düşünmeden, akla getirmeden, hayatımıza
getirdiği güzellikleri anlamadan okuyoruz. Mesela güneşle ilgili bazı
ayetler bu surede yer alıyor. 38. ayetin tefsirini Peygamber Efendimiz
şöyle dile getiriyordu.
Bu sohbeti Hazret-i Ebu Zer anlatıyor:
Bir gün güneş battığı sırada Mescit’te Resulullah (a.s.m.) ile beraberdim. Resulullah (a.s.m.) dediler ki:
“Ya Ebâ Zer, biliyor musun, güneş battıktan sonra nereye gidiyor?”
“Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedim.
Resulullah (a.s.m.) “Muhakkak ki güneş, Arş-ı Âlâ’nın altında secde
etmek için gidiyor, secde için önce izin ister ve ona izin verilir.
Secde ettiği halde kendisinden bunu kabul edilmeyeceği zaman yakındır.
O zaman da izin ister, fakat verilmez. Kendisine şöyle denir: ‘Geldiğin
yere dön, battığın yerden doğ.’ O da battığı yerden doğacaktır.”
Daha sonra Resulullah (a.s.m.) şu ayeti okudu:
“Güneş de onlar için bir delildir ki, kendisi için belirlenen bir yere
doğru akıp gider. Bu, kudreti her şeye galip olan ve ilmi her şeyi
kuşatan Allah’ın takdiridir.” (Yâsîn Suresi, 38)
Ve ilave etti:
“Bu durma hadisesi ne zamandır, bilir misiniz? Bu, kişiye imanının
fayda vermeyeceği, artık inançsız hale geldiği zamandır.” (Buharî,
Tefsir, Yâsin: 1)
Peygamber Efendimiz’in (a.s.m) Kur’an’ı Kerim’i okuma, anlama ve
hayatında yaşamasıyla ilgili daha fazla bilgi Nesil Yayınları arasında
çıkan “Hayatımızdaki Kur’an”, Kur’an’dan Reçeteler” ve “Olayların
Kur’anca Yorumu” isimli kitaplarımızdan alınabilir.

Kur’an Sözlüğü
Tecvid: Kur’an’ı güzel biçimde okumak için uyulması gereken kuralları
içeren bir ilim dalıdır. Kur’an’ın güzel okunması Müslümanların
geleneklerin de önemli bir yer tutar. Peygamberimiz “Kur’an’ı
seslerinizle güzelleştiriniz.” buyurmaktadır.
Mukabele: Kur’an’ın karşılıklı okunup takip edilmesidir. Kur’an’ın
vahyedilmeye başlamasından sonraki her Ramazan ayında Peygamberimiz ve
Cebrail o zamana kadar inen ayetleri karşılıklı olarak birbirlerine
okuyorlardı. Bu durum 23 yıl sürmüştü. İşte Müslümanlar arasında yaygın
olan Ramazan’da mukabele okuma geleneği, bir bakıma Peygamberimiz ile
Cebrail arasındaki karşılıklı okuma örnek alınarak uygulanmıştır.
Hatim: Bir şeyi sona erdirmek anl..... gelmekte olup Kur’an’ı baştan sonuna kadar usulüne uygun okumaya hatim denmektedir.
Hafızlık: Kur’an’ın baştan sonuna kadar ezberlenmesine hafızlık,
Kur’an’ı ezberleyen kişiye de hâfız denir. Peygamberimiz Kur’an
öğrenimini tavsiye etmiş ve bu konu da “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı
öğrenen ve öğretenlerinizdir.” buyurmuştur.




avatar
Mc Zindan Ankara Style
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 3104
Aktiflik Puanı : 11233
Kayıt tarihi : 26/11/09
Yaş : 26
Nerden : ankara

http://www.amasyateknoloji.tk

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz